HEPAR - DENİZLİ Anadolu Kartalları Çalışma Grubu

Benim İçin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP). Eşbaşkanının Damat Ferit'ten Hiçbir Farkı Yoktur.... KemalistKartal
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 HEPAR Ajanda

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 668
Kayıt tarihi : 14/11/08
Yaş : 29
Nerden : Denizli

MesajKonu: HEPAR Ajanda   Salı Kas. 18, 2008 1:52 pm

EKONOMİK DURUM

1980’lerin ortalarından itibaren başlayan ve özellikle 1990’larda kontrolden çıkan Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından birisi, hatta en önemlisi adeta bir uyuşturucu bağımlılığına dönen, devletin iç ve dış borçlanma alışkanlığıdır. Türkiye Cumhuriyeti, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile 1998 yılında imzalanmış olan Yakın İzleme Anlaşması’ndan bu yana, IMF, Dünya Bankası ve uluslararası finans sermayesinin yürütücü kurumları olan derecelendirme kuruluşlarının gözetim ve denetimi altında sürdürülen neo-liberal programın doğrudan yönetimi ve tahakkümü altına girmiştir. Bu programın gerçek amacı ülkemizin iktisadi, siyasi ve sosyal yaşamını küresel sermayenin dolayısıyla yeni emperyalizmin ve kapitalizmin stratejik çıkarlarına uygun bir şekilde yeniden biçimlendirmektir.

Özelleştirme ve sürekli dış borçlanmayı bilinçli bir şekilde temel hedef olarak seçen bu ekonomik yaklaşım sonucunda; Türkiye, dış ticaretinde olağanüstü açıklar yaşayan ve üretim olanaklarının da doğrudan doğruya yurtdışından spekülatif sıcak para girişlerine bağımlı hale getirildiği bir ülke durumuna sürüklenmiştir. Türkiye ulusal geliri, dış kaynak girişi olduğunda büyüyen, aksi halde küçülen; sermaye çıkışı durumunda da siyasal iktidarları uluslararası finans sermayesinin kapris ve talimatlarına boyun eğer bir ülke haline getirilmiştir.

Bu politikaların eksiksiz uygulandığı ülkemizde; gerek kamunun gerekse de özel sektörün çılgınca borçlanma süreci devam etmektedir. Devletin borçlanmak zorunda kalmasının nedeni gelirinden fazla harcama yapmasıdır. Devlet, topladığı vergiden fazla harcama yaptığında, bu farkı ya özel kesimden ya da diğer ülkelerden borç alarak karşılamakta ve bu da kamu borç stokunu büyütmektedir. Kamu açıkları ve devletin borçlanması artık kontrolden çıkmıştır.

Bunun sonucunda, yatırımlar daralmış, faiz oranları ve enflasyon yükselmiş, vergi sistemi yıpranmış ve gelir dağılımı bozulmuştur. Ülkemizde devlet özel sektörden yoğun biçimde borçlanmasına rağmen, bu borçlanma, kamu açıklarının kapatılmasına yetmemekte ve cari işlemler hesabı sürekli açık vermektedir. Buna bağlı olarak da dış borçlarımız da sürekli olarak artmaktadır.

Toplam kamu borcu ile özel kesimin dış borcu toplamından oluşan “ülke toplam borç stoku”; 2002 yılındaki 220,5 milyar dolarlık düzeyinden, 2007 yılı sonu itibariyle, yüzde 116,6 oranında (257,1 milyar dolar) artarak, 477,6 milyar dolara tırmanmıştır. Siyasal iktidar tarafından böyle bir borç batağına sokulan Türkiye’nin dış borcu 2007 yılının Mart ayı sonunda 212 milyar 569 milyon dolar iken 2008 yılının mart ayında 262 milyar 934 milyon dolar olmuştur. Bir yılda dış borç artışı 50 milyar dolara ulaşmıştır. Toplam dış borcun 74 milyar doları kamu borcu olup bunun 16 milyar doları Merkez Bankası’na, 172 milyar doları ise özel sektöre aittir. Özel sektörün toplam 172 milyar dolarlık borcunun 60 milyar dolarlık bölümü banka ve finans kesiminin, 112 milyar dolarlık kısmı ise özel şirketlerin borcudur. 2007 yılının Mart ayından geriye 12 aylık dönemde dış borç rakamındaki yükselişin tamamına yakın bölümü özel sektörün borçlarındaki 48,6 milyar dolarlık artıştan kaynaklanmaktadır. Son dönemde, sadece beş buçuk yılda, 82 yılda 58 hükümet döneminde yapılan toplam dış borçtan fazla, tam 280 milyar dolar ek toplam dış borç, Türkiye’nin borç stokuna eklenmiştir. Türkiye’nin toplam dış borcu, bugünkü iktidar döneminde, 5,5 yılda, 220 milyar dolardan, 280 milyar dolar ek borç yapılarak, 500 milyar dolar düzeyine getirilmiştir.

İç borç stoku neredeyse her yıl ikiye katlanmaktadır. Sonuç olarak, iç borçlanmanın getirdiği sorunlar, dış borçlanmaya göre çok daha endişe verici görünmektedir. Özellikle iç borçların faiz oranının yüksekliği ve vadelerinin çok kısa oluşu sorunların ana kaynağı görünümündedir. İç borçlanmada izlenen maksatlı politikalar nedeniyle 2004 yılından bu yana ödenen faiz miktarı 100 milyar doların üzerindedir. Bunun anlamı serbest adı ile dikte ettirilen kur politikalarının aslında serbest olmadığı yani bastırılmış kur politikası bu Devletin kasasından 100 milyar dolar paranın çalınmış olmasıdır. Oysaki iç borçlanma YTL bazında yapılmış olsaydı bu 100 milyar dolar bu Devletin kasasında kalmış olacaktı. Yanlış ve manidar borç yönetimi bu soygunun temelini teşkil etmektedir. Sonuç olarak siyasal iktidar Türkiye’yi, devletiyle milletiyle borca batırmıştır.

Diğer yandan Türkiye, faiz bataklığına saplanmıştır, 2004 yılındaki reel faizler bugün aradan geçen dört yıl sonra hala aynı düzeydedir. Şu anda devletin borçlanma faizi yüzde 22, reel faiz ise yüzde 10’nun üzerindedir. Bu durum neo-liberal politikaların bizi nereye getirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. İç borçlanmanın sürdürülmesi artık imkansız görünmektedir. İç borçlanma zaten bozuk olan gelir dağılımını daha da bozmuş, tasarruflar azalmış, ekonomik büyüme durmuştur. 2004 sonrasında doların emtia karşısındaki değer kaybı yüzde 300-400’ler civarındadır. Ekonomik büyümeye yönelik olarak açıklanan rakamlar tümüyle büyük bir yalan ve aldatmacadır.

Hane halkının borçları 2002 yılında 6,5 milyar YTL iken 2008 yılının yedinci ayı itibarıyla 135 milyar YTL’ ye yükselmiştir. Bu borcun 31 milyar YTL’si kredi kartlarına, 80 milyar YTL’si ise tüketici kredilerine karşılık gelmektedir. 150 bin vatandaş yaklaşık 2 milyar YTL tutarında kredi kartı borçlarından kaynaklanan icra işlemi ile karşı karşıya kalmıştır. Aynı dönemde banka bilançoları ile bireysel krediler arasında da anlamlı bir benzerlik vardır. 2002 yılında banka bilançoları toplamı 108 milyar dolar iken 2008 yılının altıncı ayında bilançolar toplamı 500 milyar dolara yükselmiş, aynı şekilde bireysel krediler toplamı ise 4 milyar dolardan 125 milyar dolara ulaşmıştır. Sadece 2007 yılında vatandaşın ödediği faiz toplamı 15 milyar YTL’dir. Halen banka bilançolarındaki krediler toplamı 320 milyar YTL olup, 2008 yılı Mart ayı sonu itibarıyla bu borcun üçte biri bireysel kredilere karşılık gelmektedir. Bireysel kredilerde uygulanan faiz oranları yıllık yüzde 20–25 iken kredi kartlarındaki bu oran yüzde 80-100’lere ulaşmaktadır. Bütün bunların anlamı vatandaşın borç baskısı altında modern bir köle haline getirildiği gerçeğidir.

Bugün bankacılık sektörünün yüzde 50’si yabancı sermayeye ait iken bu oran sigortacılık sektöründe yüzde 70’lerin üzerindedir. Ayrıca bankaların halka açık kısmının yüzde 80’den fazlası yabancı sermayenin elindedir. Sermaye piyasasında ise yabancı sermaye oranı yüzde 70’lerin üzerinde olup para piyasasında bu miktar yüzde 80’ler seviyesindedir.

Uygulanan ekonomi politikaları sonucunda ekonomimizde gözlenen en olumsuz göstergelerden biri de enflasyon oranlarının seyridir. 2004 yılından bugüne kadar düşürülemeyen enflasyon oranları, Mayıs ayında tekrar iki haneli rakamlara çıkarak, ciddi bir tehdit haline gelmiştir. Enflasyon yıllık bazda 13 ay aradan sonra yüzde 10,74’e tırmanmış, Hükümet ve Merkez Bankası yüzde 4’lük enflasyon hedefini rafa kaldırıp, revizyona gitmek zorunda kalmışlardır. Yüksek ve düşük gelir grubuna hitap eden ikili enflasyon yapısı yüksek gelir grubunun kazançlarına kazanç katarken, düşük gelir grubunda ise daha da yoksullaşmaya neden olmuştur. Çünkü yüksek gelir grubunun tüketim alışkanlıklarında ithal ürünler başı çekerken, düşük gelir grubu tüketim alışkanlıklarında ise temel tüketim maddeleri önceliği almaktadır. Düşük gelirliler yüzde 40’ları aşan enflasyonun altında ezilirken, bastırılmış kur politikası yüzünden yüksek gelirliler kazançlı bir duruma gelmişlerdir. Yani uygulanan maksatlı ekonomi politikaları sonucunda enflasyon ejderhası yoksulları daha fazla yemeye başlamıştır.

Sürekli yurtdışından borçlanarak finanse edilmeye çalışılan ve Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)’nin yüzde 7’sine yaklaşan iktisadi yaşamdaki dış açık (cari işlemler açığı) neredeyse 50 milyar doları aşmıştır. “Şirketler ve finansal sermayenin küreselleşmesi” olarak tanımlanan bu yaşanan süreçte uluslararası piyasalardan mali kaynak sağlanamadığında cari açığın artık finanse edilemeyeceği bir duruma gelinmiştir.

Osmanlı Devleti’nin çöküşünü başlatan 1838 tarihli Balta Limanı Anlaşması’nın bir benzeri, hatta daha da ağırı Kasım 1995’de imzalanıp 1 Ocak 1996’da yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşmanın adı, Gümrük Birliği Anlaşması’dır. Koalisyon Hükümeti tarafından imzalanan bu anlaşma ile Türkiye, AB’nin 15 üyesine karşı tüm gümrük duvarlarını indirmiştir. Gümrük Birliği Türkiye’yi Avrupa’nın açık pazarı haline getirmiştir. Gümrük Birliği’nin Türkiye’de yarattığı olumsuz tablo, Türkiye’nin sadece ekonomik olarak değil; siyasi, hukuki ve bürokratik anlamda tek yanlı olarak Avrupa Birliği’ne bağlanmasına yol açmıştır. Gümrük Birliği Anlaşması’nı Birliğe tam üye olmadan kabul eden tek üye olan Türkiye gerçekte egemenliğini önemli ölçüde Brüksel’e devretmiştir.

Ekonomik anlamda çok sıkıntılı bir dönemin içine girilmiştir. Siyasal iktidar her şeyi normal göstermeye halkımızı hayali rakamlarla, bir gecede yükselen GSMH’larla kandırmayı ve avutmayı tercih etmektedir. Cari açıktan, iç borç stoğundan ve reel sektör borçlarından hiç bahsetmemektedir. Maalesef yaşadığımız bu sahtelik ve içinde bulunduğumuz oyun mutlu sonla bitmeyecek gibi gözükmektedir. Ülke ekonomisinin gidişatından kaygı duyan iktisatçılar ve ekonomik çevreler sürekli olarak “kriz fırtınası geliyor, hazır olun” diye haykırarak uyarılar yapmaktadır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.kemalistkartalı.com.tr.tc
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 668
Kayıt tarihi : 14/11/08
Yaş : 29
Nerden : Denizli

MesajKonu: Geri: HEPAR Ajanda   Salı Kas. 18, 2008 1:52 pm

Ekonomi Politikamız

HEPAR iktidarında; Türkiye, ekonomisinin denetimini tekrar kendi eline alacaktır. Kamu yönetimi ve kamu maliyesi disiplinini bozan kamu kaynaklarının farklı kurumlarca kullanımına son verilecektir. Ülke ekonomisini uluslararası sermayenin spekülatif nitelikli başıboş kararlarının tahakkümünden kurtarıp, kendi toplumsal gereksinimlerine göre düzenleyecektir.

Hak ve Eşitlik partisinin uygulayacağı ekonomi politikalar aşağıdaki temel ilkeler üzerine kurulu olacaktır:

1) Her türlü ekonomi politikanın tespitinde sadece vatandaşların çıkarı esas alınacaktır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları doğrudan veya dolaylı olarak ve hiçbir nedenle hiçbir kişi, kurum veya kuruluşa ezdirilmeyecektir.

2) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin imkânları ile hiçbir kişi, kurum veya kuruluşa menfaat ve/veya imtiyaz sağlanmayacaktır; verilmiş imtiyazlar behemehal geri alınacak, “lisans ticaretine” son verilecektir.

3) Türkiye Cumhuriyeti Devleti uluslararası kurum ve kuruluşların “mali hegemonyasından” derhal kurtarılacaktır; Hazinenin dış borçları ödenerek tasfiye edilecek, Devlet suni olarak sokulduğu aciz ve güçsüz ve hatta çaresiz görüntüsünden behemehal çıkarılacaktır.

4) Kamu maliyesinde savurganlık önlenecek; gerek merkezi ve gerekse yerel yönetimler bu ilke çerçevesinde denetlenecek ve örgütlenecektir. Son yıllarda çeşitli vesilelerle Bütçe dışına çıkartılarak TBMM’nin denetimi dışına alınan her türlü kamusal ekonomik faaliyet, yasal düzenlemeler yapılarak derhal denetim altına alınacak, savurganlığa son verilecektir. Bütçe disiplini mutlaka sağlanacaktır.

5) Uluslararası ekonomik ilişkiler mütekabiliyet ilkesi üzerine kurulacaktır.

6) HEPAR toplumcu ve bireysel üretici sermayenin yan yana geldiği karma iktisadi düzeni savunur. Stratejik alanlarda karma ekonomi, ekonomik ve sosyal kalkınmanın ve sanayinin temeli olarak görülmektedir.

7) Tüketim ekonomisinden üretim ekonomisine geçilecek, dış ticarette ithalatçı ülke olmaktan ihracatçı ülke olmaya dönüşüm sağlanacaktır.

İşsizlik ve istihdam sorununu çözebilecek, üreten ve büyük bir ekonomi, sürdürülebilir ve yüksek büyüme oranı, yüksek GSMH, denk bütçe, yüksek dış ticaret fazlası, düşük enflasyon, eşit gelir dağılımı, düşük faiz oranı, sosyal devletin gereklerini yerine getirebilmek için zengin, iç ve dış borçlarını ödemiş, iktisaden güçlü bir devlet partimizin temel iktisadi hedefleridir.

Çeşitli adlar ve amaçlar iddiasıyla çalışan kesimden toplanan veya yapılan kesintilerin amaçları dışında kullanımı önlenecektir.
Vadesi gelen devlet iç borç senetleri, uzun vadeli, enflasyonu taban alan getirilere tabi senetlerle değiştirilecek ve faiz gelirleri etkili bir biçimde vergilendirilecektir. İç ve dış borçlar yeniden yapılandırıldıktan sonra IMF programına gerek kalmayacağından ekonomide tam bağımsızlık için bu programa son verilecektir. AB ile imzalanan Gümrük Birliği, Dünya Ticaret Örgütü ile yapılan ve diğer uluslararası ticaret anlaşmaları tekrar gözden geçirilerek ülke ekonomisine zarar veren hükümlere karşı zorunlu tüm önlemler alınacaktır.
İlgili tüm tarafların (Devlet ve Özel Sektör) katılımıyla milli bir iktisat politikası oluşturularak derhal uygulamaya konulacaktır. Vergi tabanı yaygınlaştırılarak, vergi gelirleri artırılacaktır. Sermaye gelirlerinin vergi gelirleri içindeki payını yükseltecek önlemler alınacaktır. Kısa vadeli yabancı sermaye giriş ve çıkışları denetim altına alınarak üretim ekonomisine yönlendirilmesi sağlanacaktır. Her türlü sermaye hareketinden doğan kazanç vergilendirilecektir. Vergi adaletini gözeten ve herkesten mali gücüne, servetine ve gelirine göre vergi alınması ilkesine uygun bir vergi reformu gerçekleştirilecektir.

Halkımızın parasını hortumlayan ve yurtdışına kaçıran kişilerin yurtiçi ve dışındaki tüm mal varlıklarına el konulacak ve görülen zarar eksiksiz tazmin edilecektir. İçi boşaltılan banka ve kurumların sorumluları hakkında, gerekli caydırıcı cezaların verilebilmesi için mali suçlarla ilgili cezalar ağırlaştırılacaktır.

Finansal piyasaların büyümesi ve derinleşmesi, finansal kurumların sağlıklı bir yapılanma içinde güçlenmesi sağlanacaktır. Kamu ihtisas bankaları asli görevlerini yapacak şekilde yeniden yapılandırılacaktır. İstikrarlı bir ekonomik büyümenin ve kalkınmanın sağlanmasında finansal tasarrufların artırılması ve verimli kullanılması için önlemler alınacaktır.

Hak ve Eşitlik Partisi iktidarında içeriden desteklenen küresel saldırı kararlı bir şekilde durdurulacak, ülke ve ulus küreselleşmenin tüm olumsuz etkilerinden korunarak halkımız esenliğe kavuşturulacaktır.

ÖZELLEŞTİRME

Özelleştirme, sosyal devleti yok etmenin bir aracı olarak kullanılmaktadır. Özelleştirmeyi meşru kılacak tek neden “toplumun ortak yararı” dır. Bu ortak yararın da üç koşulu vardır: zarardan kurtulmak, daha ileri bir teknolojiye geçmek ve ekonomik gücü halka yaymak.

Eğer zarar eden değil de kar eden bir kuruluş özelleştirilmek isteniyorsa; daha ileri bir üretim sistemine geçmek söz konusu değilse; ekonomik güç halka değil de iç ya da dış bazı odakların eline geçecekse; özelleştirmede “toplumun ortak yararı” bulunduğundan elbetteki söz edilemez.

Toplumun ortak yararının gerektirdiği yerde özelleştirme, ortak yararın gerektirdiği durumlarda yeni kamu girişimleri oluşturulacaktır. Yeni sağlanan istihdam olanaklarında özelleştirme mağdurlarına öncelik tanınacaktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.kemalistkartalı.com.tr.tc
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 668
Kayıt tarihi : 14/11/08
Yaş : 29
Nerden : Denizli

MesajKonu: TARIM VE HAYVANCILIK   Salı Kas. 18, 2008 1:52 pm

TARIM VE HAYVANCILIK

Türkiye’de tarım ve hayvancılık politikası iflas etmiştir. Yakın zamanlara kadar dünyada tarımsal açıdan kendi kendine yeten yedi ülke’den birisi olan Türkiye’de, uygulanan yanlış politikalar yüzünden daha önce ülkemizde yetiştirilen ürünler bugün ithal edilmektedir. Avrupa Birliği ile uyum bahaneleri ve yanlış tarım politikalarıyla Türkiye tarım ürünleri ithal eden bir ülke durumuna getirilmiştir. Bu politikalar Türk köylüsünü ve tarımını yok etmek pahasına gerçekleştirilmektedir. Taban fiyatlarının belirlenmesindeki dış baskılar; Türkiye’de kırsal alanların boşalmasına, sosyal ve ahlaki çöküntülerin ortaya çıkmasına ve dolayısıyla suç ve suçlu oranının artmasına yol açmaktadır. Batı ülkeleri tarım ve hayvancılığı ödünsüz desteklemektedirler. Oysa Türkiye’de Avrupa Birliği’nin dayatmasıyla tarım ve hayvancılıkta devlet desteği iyice azaltılmış, devlet tarafından kredilendirme kisvesi altında Türk çiftçisi borç batağına sürüklenerek, yaşama hakkı elinden alınmıştır.

Tarımsal işletmelerimizde yapısal sorunlar mevcuttur. İşletmelerimizde sermaye, topraklarımızda erozyon sorunu yaşanmaktadır. Ülkemizde çok önemli toprak ve su kirlenmesi sorunu vardır. En verimli ve değerli tarım alanlarımız çarpık tarım ve sanayi politikaları yüzünden çeşitli yatırım gerekçeleriyle elden çıkartılmaktadır. Üretici örgütlenmesi yetersizdir. Kamu örgütlenmesi ise hem yetersiz ve hem de çok karmaşıktır. Girdi kullanımı sorunludur. Gübre üretimi yetersizdir ve üretim gittikçe azalmaktadır. Gübre kullanımı da dengesizdir. Diğer bir girdi olan tarım ilacı kullanımında da hem yetersizlik ve hem de dengesizlik ciddi sorunlar yaratmaktadır. Ülkemizde üretilen tarım ilaçlarının etkili hammaddesi yurtdışından sağlanmaktadır. Tohumluk üretimi de çok büyük oranda dışa bağımlıdır. Tohumluk, gübre, tarım ilacı, mazot fiyatlarındaki artışlar ile devletin belirlediği taban fiyatları, destek ve teşvik yetersizlikleri Türk tarımını ve Türk çiftçisini darboğaza sokmuştur.

Özelleştirme tarım alanında tam bir iflasla sonuçlanmıştır. Tarımda yapılan özelleştirme, tarımın bütün dayanaklarını yok etmiştir. Et ve Balık Kurumu ve Zirai Donatım Kurumu ortadan kaldırılmıştır. Tarıma yönelik devlet teşkilatı tümüyle tasfiye edilmiştir. Köy İşleri Bakanlığı, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Zirai Mücadele Genel Müdürlüğü, Toprak Su Teşkilatı, köylüye hizmet götüren kuruluşlar, bunların tümü ortadan kaldırılmış, bertaraf edilmiştir. Tarım alanındaki işletmeler satılınca, aynı alanda daha verimli bir üretim sağlanamamış, satılan işletmelerin arazisi spekülasyon amacıyla kullanılmış ve kapatılmıştır. SEK diğer tarımsal kamu kuruluşları gibi talan edilmiştir. Özetle, tarımdaki özelleştirme tam bir başarısızlık, talan ve yağma ile sonuçlanmıştır.

Küresel ısınma nedeniyle dünya kuraklığa doğru gitmektedir. Sularımız ve topraklarımızın önemi daha da artmıştır.
Hak ve Eşitlik Partisi iktidarında öncelikle yeni bir tarım politikası belirlenerek ürün ve üretim planlaması yapılacaktır. Tarım envanterimiz mutlaka çıkartılacaktır.

Kullanılmayan hazine arazilerinden tarım için uygun olanları tarım üretimine açılacak, verimsiz tarım arazilerinin ileri teknolojik tüm olanaklar kullanılarak ıslahı gerçekleştirilecektir. Ayrıca, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında yapımları yıllardır kanserleşen sulama projelerinin bir an önce yaşama geçirilmesi sağlanacaktır. Toprak ve su kaynaklarının korunması konusunda dağınık su havzalarının ıslahı çalışmaları yapılacak, tarımsal sulama alanlarında ve kentlerin içme ve kullanma suyu kaynaklarını besleyen havzalarda yerleşme ve yapılaşma engellenerek mevcut yapılaşmalar da kaldırılacaktır.

Tarım üretiminde ithal ve hibrid tohum kullanımına son verilecek, doğal yöntemlerle tohum ıslahı yapılacak, tarımsal ürünlerin genetik yapıları ile oynanmasına izin verilmeyecektir. Tarımsal ürün ithalatı kontrollü bir şekilde yapılacak, üreticilerimiz ithalat nedeniyle mağdur edilmeyecektir. Tarımın önemli girdilerinden olan gübre ve tarım ilaçları bakanlığın denetim ve gözetimi altına alınarak, politikası belirlen­ecek, temini, fiyatları, kalitesi ve uygulaması kontrol altına alınacaktır.

Tarımda ciddi bir hamle yapılabilmesine yönelik “piyasa yapıcılarının” günümüz koşullarına göre yeniden örgütlenmesi sağlanacaktır. Toprağı işleme bilgisi ile donanmış çiftçi bilincinden ilacına, gübresine, sulamasına, ürün çeşitlendirmesine ve standartlara uygun sertifikalı ürünlere kadar pazara erişebilirliği artıracak örgütlü yapılara geçilecektir. Sanayide olduğu gibi tarımda da kümeleşmeler yaratılacaktır.

Piyasa mekanizması içinde kooperatifler, bazı mal ve hizmetlerin arz ve talebinde ortaklarının pazarlık gücünü artırmada, pazarlık gücünü toplulaştırarak dev firmalar karşısında rekabeti korumada ve piyasaların yapısını ve işlemesini düzenlemede önemli görevleri yerine getiren kuruluşlardır. HEPAR iktidarı kooperatifleri daha da güçlendirecektir.

Hayvancılığımızın bugün içine düştüğü içler acısı durum ortadır. Türkiye hayvancılığında kaba ve karma yem yetersizliği, beslenme, hayvan soylarının veriminin düşük olması, soyların ıslah edilememesi, modern hayvancılığın yeterli ölçüde gelişmemesi, erken kesimler, hayvan sağlığı hizmetlerinin yetersiz olması, büyük oranda geleneksel yöntemlerle yapılan, verimin düşük olduğu doğal koşullara bağımlı hayvancılığın yaygın olması, çiftçilerin eğitilmesi konusunda yeterli çalışmanın olmaması, üretici birliklerinin oluşturulamaması, yeterli kredi desteği sağlanamaması, pazarlama, çayır ve meraların bakımsızlığı ve giderek azalması, ahırların hijyeni, alet ve ekipman yetersizliği gibi temel sorunların çözümü için bugüne kadar etkili ve verimli hiçbir politika geliştirilememiştir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde maksatlı olarak azdırılan ve körüklenen terör ve yanlış politikaların büyük bir darbe vurduğu hayvan yetiştiriciliği ve besicilik, Türkiye’yi et ihraç eden bir ülke durumundan et ithal eden bir ülke durumuna getirmiştir.

Hak ve Eşitlik Partisi iktidarında yeni bir anlayışla geliştirilen özendirme-destekleme-eğitim üzerinde yükselen yeni bir hayvancılık politikası uygulanarak; birim hayvan başına verim artırılacak, üretim ucuzlatılacak, ürün kalitesi yükseltilecek, bulaşıcı hayvan hastalıkları ile mücadele edilecek, modern işletmelere dönüşüm sağlanacak, AR-GE çalışmaları koordine edilecek, üretici örgütlenmesi yaygınlaştırılacak ve diğer temel sorunların çözümü için gerekli destek, yönetsel ve yasal girişimler uygulanacaktır. Hayvan kaçakçılığı ile etkili bir şekilde mücadele edilecektir. Hayvan ithalatına yönelik yeni düzenlemeler yapılacaktır. Su ürünleri ve balıkçılık konusunda gerekli yasal düzenlemeler ve organizasyon eksiklikleri en kısa sürede tamamlanacaktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.kemalistkartalı.com.tr.tc
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 668
Kayıt tarihi : 14/11/08
Yaş : 29
Nerden : Denizli

MesajKonu: ENERJİ   Salı Kas. 18, 2008 1:53 pm

ENERJİ

Türkiye elektrik üretimini doğalgaza endeksleyen nadir ülkelerden birisidir. Türkiye dünyada elektriği en pahalı kullanan ülkeler arasındadır. Son günlerde hem üreticilerin hem de halkın bütçesinde önemli bir sıkıntı yaratacak şekilde konutlarda ve sanayide tüketilen elektriğe çok yüksek oranlarda zamlar yapılmıştır. Bu zamlar izlenen yanlış enerji politikalarının Türkiye’yi içine soktuğu açmazdan kaynaklanmaktadır. Ülkenin enerjide dışa bağımlılığı, çok hassas bir durumdadır. Ülkemizde tüketilen toplam birincil enerjinin sadece yüzde 27’si yerli kaynaklardan sağlanmakta olup, yüzde 73’ü ithalatla karşılanmaktadır. Doğal gaz, petrol ve taşkömüründeki dışa bağımlılık oranı yüzde 90’dan fazladır. Bu durum sürdürülemez. Zorlayıcı enerji politikaları nedeniyle enerji maliyetlerinin yükselmesi Türk sanayicisinin istihdam sağlayan elindeki tesisleri enerji maliyetlerinin daha düşük olduğu yurtdışı ülkelere taşımasına ve dolayısıyla ülkemizdeki işsizliğin artmasına, milli sermayenin zarar görmesine ve sonuçta Türkiye ekonomisinin büyük kayıplara uğramasına neden olmaktadır.

Enerji ihtiyacımızdaki dışa bağımlılık, yeni bir planlama ile enerji sektörüne çok ciddi boyutlarda hızla yatırım yapılmasını sağlayacak şekilde azaltılacaktır. Milli sermayenin yeni enerji politikalarıyla enerji sektörüne yönlendirilmesi özendirilecektir. Dünyada son bir yıl içinde hızla yükselen petrol fiyatları başta olmak üzere diğer fosil yakıtların alternatifi olan bor gibi enerji hammaddesi olabilecek yeni yakıt kaynaklarının geliştirilmesine önem verilecektir.

Enerji üretiminde ağırlık; yerli, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına verilecektir. Nükleer başta olmak üzere, rüzgar ve güneş enerjisi alanlarında milli teknolojinin de geliştirilmesine yönelik tedbirlerin de alınması suretiyle bu kaynakların en ucuz ve verimli bir şekilde kullanılabilmesi sağlanacaktır. Enerji planlamaları; ulusal ve kamusal çıkarların korunmasını ve toplumsal yararın arttırılmasını, yurttaşların ucuz, sürekli ve güvenilir enerjiye kolaylıkla erişebilmesini sağlayacaktır.

HEPAR İktidarında;

1. Elektrik enerjisi üretiminde ulusal ve kamusal kaynaklar ile yerli, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık verilecektir. Özel olarak elektrik enerjisi üretiminde genel olarak tüm enerji kaynaklarının temin ve kullanımında, ülke ve kamu çıkarlarını gözeten bir strateji esas alınacak ve ülke ölçeğinde geçerli olacak bir “Master Plan” uygulamasına geçilecektir. Ülkemizin enerji politikalarında temel kıstas kamusal planlamaya dayalı temiz, ucuz, bol ve yerli enerji olacaktır.

2. Doğalgazda dışa bağımlılığımızın azaltılmasına yönelik çalışmalar yürütülecek, bu alandaki “al ya da öde” koşullarını içeren abartılı projeksiyonlara dayalı anlaşmalar gözden geçirilerek kaynak çeşitlemesine gidilecektir.

3. Yerli doğal gaz arama ve üretim faaliyetleri ve TPAO’nun bu doğrultudaki çalışmaları desteklenecektir.

4. Doğalgaza bağımlı enerji politikalarından bir an önce vazgeçilerek yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarımıza yatırımlar yapılacaktır. Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarımız ülke ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılayacak potansiyeldedir. Bugün ülkemizdeki mevcut hidrolik kaynağımızın dörtte biri, 10.000 MW rüzgar enerjisi kaynağının yalnızca 50 MW’si kullanılmaktadır. 10.000 MW kapasitede santral tesis etmeye yeterli linyit yatakları değerlendirmeyi beklemektedir.

5. Mevcut hidrolik santraller, tam kapasitede çalıştırılacak, yapım sürecinde olanlar gerekli kaynaklar aktarılarak hızla sonuçlandırılması sağlanacaktır.

6. BOTAŞ’ın mevcut doğalgaz sözleşmelerinin özel kuruluşlara devrine son verilecektir.

7. Kamusal planlama, kamusal üretim ve yerli kaynak kullanımını reddeden, bu alandaki yatırımların aksama, gerileme ve gecikmesinin temel nedenini oluşturan özelleştirme uygulamalarına derhal son verilecek, enerji sektöründe kamusal çıkarları gözeten planlama ve uygulamalar esas alınacaktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.kemalistkartalı.com.tr.tc
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 668
Kayıt tarihi : 14/11/08
Yaş : 29
Nerden : Denizli

MesajKonu: ULAŞTIRMA   Salı Kas. 18, 2008 1:54 pm

ULAŞTIRMA

Ulaştırma sisteminde yaşanmakta olan sorunlar, ülke ekonomisine büyük boyutlarda zarar vermektedir. Türkiye’de özellikle yolcu ve yük taşımacılığında yıllardır maliyeti yüksek, kalite düzeyi düşük taşımacılık yapılmaktadır. Bir defada çok fazla yük ulaştırması, güvenilir olması, sınır aşımı olmaması, mal zayiatının en az düzeyde olması, diğer kayıpların hemen hemen hiç olmaması, havayoluna göre 14, karayoluna göre 7, demiryoluna göre 3,5 kat daha ucuz olmasından dolayı dünya ticaretinin yüzde 90’lık bölümü denizyolu ile taşınmakta iken üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye’de denizyolu taşımacılığının yurtiçi yük taşımacılığındaki payı sadece % 3’ tür. Ülkemizde demiryolu, denizyolu, havayolu gibi diğer ulaştırma sistemlerinin yetersiz olması nedeniyle, kent içi ve kentler arası yolcu ve yük ulaşımı % 90’ların üstüne çıkan oranlarda karayolu ağırlıklı olarak yapılmaktadır.

Karayolu ile ulaştırma sisteminde yaşanan sorunlar; bileşenlerinin yetersizliği, koordinasyonun sağlanamaması ve denetim yetersizlikleridir. Bu durum, karayolu ağındaki eksiklikler, taşımacılık denetiminin yapılmaması ve trafik denetimi yetersizliği nedeniyle, bir yandan büyük ölçüde dövize bağlı olan işletme maliyetlerini anormal değerlere çıkarırken, diğer yandan her yıl binlerce can ve mal kaybıyla sonuçlanan trafik kazalarına ve aşırı çevre kirliliğine yol açmaktadır. Karayolu ulaştırmasının birim maliyetlerinin daha yüksek olması, belirli üretim bölgelerinde yoğunlaşmayı getirmektedir. Bu durumda ülke çapında üretim tüketim dengesinin kurulmasını engellemektedir. Petrol ithalatçısı olan ülkemizde yüksek maliyetli bir ulaştırma politikasının uygulanması dolaylı olarak mal ve hizmet fiyatlarını yükseltmektedir. Bunun sonucu olarak da hane halkı gelir düzeyi düşmekte ve böylesine maliyeti yüksek bir ulaştırma politikasının uygulanması ülke refahının gelişmesi önünde önemli bir sorun oluşturmaktadır.

Bir zamanlar yük taşımacılığında önemli bir paya sahip olan Türkiye Devlet Demir Yolları (TCDD) işletmesinin, bugün içinde bulunduğu durum ortadadır. Yönetim kadroları yetersiz, bilgisiz ve deneyimsiz kişilerle doldurulduğundan yetişmiş personel sayısı her geçen gün azalmakta, insan kaynaklarını ve taşımacılığın kalitesini geliştirmeye yönelik etkili hiçbir çalışma yapılmamaktadır.

Kara yollarımızda istihdamı sağlayan, iş gücü ve can kayıplarını önleyen tedbirler alınarak, karayollarında yük ve yolcu taşımacılığı çağdaş ve güvenli bir düzeye ulaştırılacaktır. Yük taşımacılığına yönelik faaliyetlerin karayolundan, demiryolu ve özellikle denizyoluna kaydırılması çalışmalarına hız kazandırılırken özel sektörün demiryolu ve deniz taşımacılığında yatırım yapması teşviklerle özendirilecektir. Türkiye’de demiryolu yük taşımacılığının ön plana çıkması için, öncelikli olarak demiryolu altyapısı güçlendirilecektir. Bunun için hukuksal ve kurumsal düzenlemeler bir an önce oluşturulacak ve uygulanacaktır. Demiryolu sistemimizde hizmet sağlayıcı bir kurum olan TCDD’nin kurumsal yapısı ve işleyişi, daha işlevsel kılınması için yeniden düzenlenecektir. Özellikle bu kurumun tüm yapılanması yerli kaynaklarla ve mühendislik hizmetleriyle ileriye dönük olarak planlanacaktır.

Öncelikle bir “Deniz Bakanlığı” oluşturulduktan sonra denizyolu yolcu ve yük taşımacılığının geliştirilmesi için mevcut limanların altyapı, terminal olanakları ve ana ulaşım bağlantı ve yetersizlikleri süratle giderilecektir. Yeni limanların yapılması açısından yeni yatırımlar desteklenecek ve özendirilecektir. Deniz ticaret filomuzun küresel rekabet gücü artırılacaktır. Havayolu taşımacılığının uluslararası standartlara uygun şekilde hizmet verebilmesi için önlemler alınacaktır. Havayolu ulaşım ağımız geliştirilecektir. Özel havayolu şirketlerinin yolcu ve yük taşımacılığındaki paylarının artırılması ve geliştirilmesi için gerekli destek sağlanacaktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.kemalistkartalı.com.tr.tc
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 668
Kayıt tarihi : 14/11/08
Yaş : 29
Nerden : Denizli

MesajKonu: SANAYİ   Salı Kas. 18, 2008 1:54 pm

SANAYİ

Türk özel sektörü milli sanayinin lokomotifidir. Dolayısıyla Türk sermayesinin güçlendirilmesi Hak ve Eşitlik Partisi’nin öncelikleri arasında yer alacaktır. Milli sanayinin küresel bir güç haline gelebilmesi ve dolayısıyla yeni istihdam olanakları yaratabilmesi için ucuz enerji, vergi indirimi ve prim desteği gibi pek çok konuda en üst düzeyde devlet desteği kesintisiz bir şekilde sağlanacaktır. Devlet, özel sektör ve üniversitelerimiz arasında AR-GE işbirliği ve dayanışması sağlanacaktır.

Katma değeri ve rekabet gücü daha yüksek sektörlerin öncülüğünde, bilime ve ileri teknolojiye dayalı, nitelikli iş gücü istihdam eden ve uluslararası piyasada rekabet edebilen güçlü bir ulusal sanayi oluşturulması temel hedefimizdir. Toplam kalite anlayışı yaygınlaştırılacak, tasarım ve marka geliştirme en üst düzeyde teşvik edilecektir. Emeğin iş yerinde eğitilmesini, verimliliğin arttırılmasını, fabrika ve meslek içi eğitimin yaygınlaştırılmasını özendirici teşvikler uygulanacaktır. Küçük ve orta boy işletmelerin genel teşvik sistemi içindeki payının arttırılmasına, bunların hızla uygun teknolojilere yönelmelerinin özendirilmelerine önem verilecektir. Ülkemiz için gerek güvenlik gerekse ekonomik açıdan büyük öneme sahip olan savunma sanayinin, teknoloji üretebilen ve diğer sanayilerle entegre olan bir yapıya kavuşturulması sağlanacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin harp silah, araç ve gereçlerinin milli sanayiden temini esas alınacaktır. Belirlenecek sınırlı sayıda ilde, savunma sanayi için özel yatırım teşvikleri verilecektir. Elektronik sanayi ile yazılım sektörünün gelişimine ve bilgiye dayalı yüksek katma değer sağlayacak öncelikli alanlarda yeni ürün geliştirilmesine önem verilecektir. Bilgisayar, mikro-elektronik, tele-komünikasyon teknolojilerini içeren bilişim, ileri teknoloji malzemeleri, biyoteknoloji, nükleer ve uzay teknolojileri gibi yüksek teknolojiler, katma değeri yüksek, çevre dostu sanayi sektörleri öncelikle özendirilecek ve en üst düzeyde desteklenecektir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.kemalistkartalı.com.tr.tc
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 668
Kayıt tarihi : 14/11/08
Yaş : 29
Nerden : Denizli

MesajKonu: TURİZM   Salı Kas. 18, 2008 1:55 pm

TURİZM

Döviz kazanımı ile istihdam konusuna katkı yapacak sektörlerin başında turizm gelmektedir. Ülkemizin turizm potansiyeli bu sektörden çok daha fazla gelir elde etmemize imkân verecek kapasitededir. Ayrıca turizm, Türkiye açısından çok önemli olan tanıtım bakımından da etkili bir araçtır.

HEPAR iktidarında turizm sektörüne üst düzeyde destek sağlanırken, turizm yatırımlarının planlanması, oluşturulması, geliştirilmesi ve yönetimleri ile ilgili özel kurumlaşmalar ve yasal düzenlemeler yapılacaktır. Kendi ülkesinde tatil yapamayan halkımızın bu sektördeki çabalarımızla kendi ülkesinde tatil yapabilmesine olanak verilecektir. Ülkemiz inanç, iş, kültür, doğa, spor ve sağlık turizmine hizmet verecek tüm özelliklere fazlasıyla sahiptir. Dolayısıyla turizm sektörümüze zenginlik ve çeşitlilik katacak bu olanaklar hızla ele alınacaktır.

Tarihi dokuya sahip kentlerimizin bu kültürel ve tarihi mirasını oluşturan tüm unsurları onarılacak, ortaya çıkartılacak ve korunacaktır.

Ülkemizdeki tarihi dokuların bozulmasına, talan edilmesine kesinlikle izin verilmeyecektir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.kemalistkartalı.com.tr.tc
Sponsored content




MesajKonu: Geri: HEPAR Ajanda   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
HEPAR Ajanda
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
HEPAR - DENİZLİ Anadolu Kartalları Çalışma Grubu :: Hak Ve Eşitlik Partisi - HEPAR-
Buraya geçin: